Air: Oyunu Değiştirmek

Artık büyük oyuncu olmak isteyen Amazon Prime’in Metro-Goldwyn-Mayer’i (MGM) satın alması sonrası ilk işi olan Air’de Ben Affleck ile bir popüler kültür metalaşmasının yolunu takip ediyor. Ben Affleck, sinemanın en ilginç kariyerlerinden birine sahip olabilir. İrili ufaklı bir kaç dizide oynadıktan sonra “can dostu” Matt Damon ile Good Will Hunting yazdığında 25 yaşındaydı, özgün senaryo ödülü ile birlikte Hollywood’un bütün kapıların açılmasına yol açmıştı. Ama … Okumaya devam et Air: Oyunu Değiştirmek

Anayurt Oteli: Hepimiz Zebercet’iz

Edebiyat her zaman sinema için destekleyici olmuştur. Yusuf Atılgan’ın kült romanı Anayurt Oteli Türk sinemasının idealist yönetmeni Ömer Kavur tarafından 1987 yılında filme alınır. Roman gibi çok başarılı bir film ortaya çıkar. Yusuf Atılgan edebiyatımızda az ama etkili eserler veren bir yazar olarak anılır. 1959 yılında yayınlanan Aylak Adam’dan sonra 1973 yılında Anayurt Oteli yayınlanır. Atılgan bundan sonra geriye bir kaç öyküsü ve tamamlayamadığı Canistan … Okumaya devam et Anayurt Oteli: Hepimiz Zebercet’iz

Children of Men: Umuda Giden Yol

Şüphesiz ki Alfonso Cuarón’un son yıllarda sinemanın en üreten ve nevi şahsına münhasır yönetmenlerinden. 2006 tarihli apokaliptik filmi Children of Men’de muhteşem görüntüler ile izleyiciyi benzersiz bir yolculuğa çıkarıyor. Dünyanın sonu 2012 yılında mı olur, küresel ısınma ile mi olur yoksa uzaylılar mı basar bilmiyorum ama.. Bir gün bütün gebeler düşük yapmaya başlayacak ve bir de bakmışınız parklarda ki, sokaklarda ki çocuk sesleri yok olmuş. … Okumaya devam et Children of Men: Umuda Giden Yol

Blanco en Blanco: Karanlığın Kalbinde

Theo Court, bizi 19. yüzyılın Güney Amerika’sın da Tierra del Fuego’nun ıssız toplarına götürüyor. Alfredo Castro’nun oynadığı Pedro ile belirsiz bir düğün fotoğrafından, bölgedeki unutulmuş Selk’nam soykırımına doğru geniş bir anlatıya yelken açıyoruz. Günümüzde Güney Amerika’nın güney ucunda yer alan Tierra del Fuego (Vikipedi’de Türkçesini Ateş Toprakları olarak adlandırmış ) adaları 1881 yılında Arjantin ve Şili tarafından paylaşılmış. Bu topraklar 19. yüzyılın sonralarında başta İngilizler … Okumaya devam et Blanco en Blanco: Karanlığın Kalbinde

Stories From The Chestnut Woods: Orada Uzak Bir Köyde

Gregor Bozic, oldukça poetik ve masalsı bir şekilde işlediği İkinci Dünya Savaşı sonra bir bölgenin göç atmosferini başarılı ile beyaz perdeye aktarıyor, bazen akan bir nehirde bazen giden bir at arabasında kendini belli ediyor. Malumunuz olduğu üzere bu sene ki pandemin en çok zarara uğrattığı, aksattığı sektörlerden biri de -belki de ilk sırada yer alanı olan- sinema oldu. Bir çok alanda normalle dönülmüş olsa da aynı … Okumaya devam et Stories From The Chestnut Woods: Orada Uzak Bir Köyde

La Bataille d’Alger: Unutulmuş Savaş

Gillo Pontecorvo, La Bataille d’Alger’de insanın yüzüne bir tokat gibi inen sert görüntüleri ve derinlikli, soluksuz akan hikâyesiyle politik sinemanın erişilmesi güç doruklarından birine imza atıyor. Ne acıdır ki Pontecorvo’nun anlattığı hakikatler hâlâ birçok coğrafyada yaşanmaya devam ederken, bu gerçeklerin unutulması da bizim en büyük utancımızdır. Yıllar önce La Bataille d’Alger’i ilk kez izlediğimde, beni en çok etkileyen, kalabalık alanlardaki çekim ustalığı olmuştu. Gillo Pontecorvo’nun … Okumaya devam et La Bataille d’Alger: Unutulmuş Savaş

The Little Stranger: Kim Bu Gözlerindeki Yabancı

Lenny Abrahamson, The Little Stranger’de korkutmuyor ama gotik bir gerilim üzerinden perili köşk hikayesine sağlam ve zarif bir iş çıkarıyor. Savaş sonrası İngiltere’sinde yürümüş aristokrat bir aileyle sarılmış Domhnall Gleeson’da güçlü oyunculuğu ile ışık saçıyor. İngiltere kırsalında kocaman, yüzlerce odadan oluşan bir ev, eski ve izbe, kesinlikle döşemeleri gıcırdıyor, döküldü halinde ama şaşalı günlerinin vardı benim gibi bakıyor. Ve evin sorunlu son kuşağı. Bir süre sonra … Okumaya devam et The Little Stranger: Kim Bu Gözlerindeki Yabancı

Kuyu: İnsanın İnsan Üzerindeki Mülkiyeti

Metin Erksan, sinemamızın ilk auteur yönetmeni kabul edilir. Ayrıca ülke sinemamızın ilk üçlemesine yine Erksan, mülkiyet üçlemesi ile çekmiştir. Üçlemenin ilk iki filmi olan Yılanların Öcü ve Susuz Yaz kadar bilinir olmayan Kuyu, üçlemeye en yakışan sondur. Türk sinemasının ilk auteur yönetmeni olan Metin Erksan’ın kariyerini 1968 yılında yönettiği Kuyu filmin öncesi ve sonrası olarak ele alabiliriz. 1968’den önce Türk sinemasına adına -ilk olan- bir çok … Okumaya devam et Kuyu: İnsanın İnsan Üzerindeki Mülkiyeti

The Ascent: Shepitko’nun Son Sözü

Larisa Shepitko, Çağdaş Sovyet Sinemasının yetenekli yönetmenlerinden biri. Kariyerinin tam zirvesine ulaşmışken, sona eren ve kısa süren bir kariyer. Trafik kazasında hayatını kayıp etmeden önce geride bıraktığı büyük başyapıt The Ascent’i anlamaya çalışacağız. Larisa Shepitko bugün yaşasaydı 82 yaşında olacaktı ve çağımızın en büyük kadın yönetmenlerinden biri olarak kabul görecekti. Kariyeri devam etseydi, Sovyet Sinemasının en bilinen isimleri olan Tarkovski veya Eisenstein ile birlikte anılacağı … Okumaya devam et The Ascent: Shepitko’nun Son Sözü

The Maltese Falcon: Film-Noir Doğuyor

1930’lar da Fransız filmlerinde görünen “film-noir” türü, 1940’lar da ise Amerikan sinemasında görünmeye başlanır. Film-noir Avrupa çıkışlı bir sinema türü olsa da Amerikan sineması ile daha çok bağlantılı bir sinema dili oldu. Avrupa’da Alfred Hitchcock’un türe hizmetleri olsa da nasıl filmler hep Amerika’dan çıktı. Özellikle 1940–50’li yılarda tavan yapan sonra bir kenara atılan, 1990’lar da ise tekrar ortaya çıkan bir tür oldu. Filmlerde ki hüzün, karamsar … Okumaya devam et The Maltese Falcon: Film-Noir Doğuyor