Anayurt Oteli: Hepimiz Zebercet’iz

Edebiyat her zaman sinema için destekleyici olmuştur. Yusuf Atılgan’ın kült romanı Anayurt Oteli Türk sinemasının idealist yönetmeni Ömer Kavur tarafından 1987 yılında filme alınır. Roman gibi çok başarılı bir film ortaya çıkar.

Yusuf Atılgan edebiyatımızda az ama etkili eserler veren bir yazar olarak anılır. 1959 yılında yayınlanan Aylak Adam’dan sonra 1973 yılında Anayurt Oteli yayınlanır. Atılgan bundan sonra geriye bir kaç öyküsü ve tamamlayamadığı Canistan adlı bir roman kalır. Aylak Adam’da olduğu gibi Anayurt Oteli’nde de erkek bir bireyin hiç hesaplaşmalarına eğilir. 1960 sonrası askeri darbenin gölgesinde geçer roman, Atılgan açık bir siyasi ortamdan söz etmese de, Anayurt Oteli ve ana kahraman olan Zebercet’in kaderini çeşitli siyasi olaylar şekillendirmiştir.

Kendini son Keçecizade olarak gören Zebercet, babasından kalan Anayurt Otel’inde katip olarak çalışır. Tazminat Fermanının ilanı ile aynı yıl olan 1839 yılında konak olarak inşa edilen otel, 1923 yılında ise konaktan otele dönüştürülür. Otel, Rumların ateşe vererek ayrıldıkları bir Ege kasabasındadır. İstasyona yakın bir ana cadde üzerinde bulunan otel bir Rum mahallesinde bulunduğu için o yangından kurtulmuş sonra ise Keçecilerin Rüstem Bey tarafından nüfus katibi Ahmet Efendi tarafından otele çevrilmiş. Ahmet Efendi ölümüne kadar işletmiş oteli, sonra ise Zebercet askerden döndükten sonra vefat etmiş ve otelde katiplik işi Zebercet’e kalmış.

Zebercet, içine kapalı, geçmişi ile yaşayan, dışarı ve otele gelen müşteriler ile iletişimi kısıtlı kendi halinde bir insandır. Otelden çok gerek olmadıkça çıkmaz. iletişim kurduğu gazete getiren çocuk ve arada tıraş için gelen berber dışında kimse yoktur. Otel’de gündelik işleri yapan bir de ortalıkçı kadın vardır. İki kere evlenen ilkinde bakire olmadığı için ikincisinde ise çok uyuduğu için boşanmış dul bir kadındır. Kendini dayısı olarak tanıtılan bir adam tarafından Anayurt Oteli’ne bırakılmıştır. Zamanla kadın Zebercet’in cinsel açlığını giderdiği bir nesneye dönüşür. Zebercet’in ilişkiye girdiğinde “sen mi geldin dayı” diyerek muhtemelen çok önceden de tacizlere maruz kalmıştır.

Zebercet’in bu tek düze, dışarıya kapalı yaşamınındı bir sınırı vardır. Bir perşembe gecesi gecikmeli Ankara treni ile gelen bir kadın Zebercet’in bütün hayatını alt üst eder ve hayal dünyası ile gerçek yaşam iç içe girmeye başlar. Bu kadının tekrar otele geleceği günü beklemeye başlar. Kadın’ın kaldığı 1 numaralı odaya kimseye vermez ve hiç bir düzenini bozmaz. Kadın geri döndüğünde her şeyin kaldığı yerden başlayacağına inanır. Zamanla bu takıntısı artık günlük yaşamında garip davranışlara evrilir. Bir gün 1 numaralı oda bulunan çay bardağına yakından bakarken bardak kırılır ve bütün düzen bozulur.

Hiç adeti olmamasına rağmen kasabaya berbere gider, olup olmadığı belli olmayan bıyığını keser, lokanta da yemek yer, horoz dövüşüne gider, hoşlandığı bir erkek ile sinemaya gider. Artık otele müşteri almamaya başlar. Nerede ise oteli kapatmıştır ve 1. numaralı odada yatmaya başlar ve kendini kadından kaldığını düşündüğü bir havlu ile tatmin etmeye başlar. Artık otel kasvetli, ürkütücü bir alana döner. Zebercet’in değişimi ile otel de tamamen değişir. O sıradan bir Anadolu kasaba oteli artık korkutucu bir alana dönüşür. Zebercet, karakola müşteri fişleri kendisi bırakmaya başlar ve fişlere sürekli olarak isimler sallar, bunda da bir yerden sonra vazgeçer ve geçen senenin aynı isimlerini yazmaya başlar. Bu dış dünya deneyimde sürekli zorluklar yaşamakta bir nevi yeni yaşantısına uyum sağlayamamaktadır. Tanıştığını insanlara kendini Keçecizade olarak tanıdır. Zebercet kendini Keçecilerin son üyesi ve devamı olarak görür. Lakin kendi sininde bildiği gibi Keçeciler ile bir ilgisi yoktur. Ama bu kimliği çoğu şeyin üzerinde görür ve buraya kendi soyundan kimsenin gelmesine yakınır. Bir süre sonra Zebercet gerçeklik olan bağını iyice koparır ve otel gibi kendisi de son bulur.

Ömer Kavur, Anayurt Oteli’ni ilk okuduğu zaman sinemaya çevirmek için yanıp tutuşur hatta bunu kendisine hissettiren ilk ve tek roman bu olduğunu söyler. Bunun için romanın en büyük kahramanı olan otelin doğru seçilmesi gerektiğine inanır. Uzun süren arayışlardan sonra Nazilli’de otele dönüştürülen Demirci Efe Konağı seçilir. Kavur kitapta 1960’lı yıllarda geçen romanı 1980’lı yıllara çeker. 60’lı yılların darbe sonrası Türkiye’sinden 80’lı yılların darbe sonrası yıllarına Anayurt Otel’i taşır.

Yusuf Atılgan’a 1989 yılında TRT’de yayınlanan Kitapların Dünyası programında Doğan Hızlan’ın film hakkında sorusunda filmi başarılı bulur ama Zebercet’in hikayesinin çok yarıda kaldığını anlatır. Kitap da Zebercet önceden anlattığımız gibi geçmişi ile geleceği arasında kalmış bir karakterdir ve sonuna giden süreci de bu geçmişi getirir. Film de ise bu bölümler çok yüzeysel ve kısa olarak geçilir. Zebercet’in bir mezarlık bankında konuştuğu yaşlı adam üzerinden seyirciye aktarılır. Ayrıca aynı programda Atılgan, Zebercet’in gecikmeli Ankara treni ile gelen kadını Faruk Keçeci’nin saplantılı tutkusu yengesi ile olan ilişkisine bağlar ve gizemli kadının portresinin bu kadına benzerlik gösterdiği söyler. (1)

Otelin 1 numaralı odası sadece gecikmeli Ankara treni ile gelen kadının kaldığı oda değildir. O odada muhtemelen o kadın hiç kalmamıştır. Kadının hiç bir kaydı yoktur ki bu Zebercet’in titizliği göz önünde alındığında imkânsız bir şeydir. Daha sonraları bu 1 numaralı odaya kendi adını yazacaktır ve bir müşteri üzerinden annesinin isminin “Saime” olduğunu anlarız. 1 numaralı odada kalan kadının yüzü ile otelde bulunan eski aile resimlerden birinin yüzü de benzemektedir. Kavur bu ilişkiye bilerek ve/veya seyirciye bırakarak derinlemesine inmemiştir. Keza bu durum kitapta da çok aleni olarak anlatılmamaktadır. Bank da buluna yaşlı adam üzerinden ve Zebercet’in dayısı dediği -gerçekte olmayan- Faruk Bey ile kendini birleştirmiştir. Faruk Bey yengesine olan aşkı sonrası kendini asarak hayatına son verir. Faruk Bey’in çocukluğu da zor ve izole olarak geçer. Otelde resmini gördüğümüz resimlerde biride muhtemelen Haşim Bey’in karısı Faruk Bey’in yengesidir. Bu geçmiş bilgisi filmin içinde olmaması ve/veya çok yüzeysel geçilmesi Zebercet’in ölümünü çok havada bırakıyor.

Ömer Kavur 80’li yılların Türkiye’sini bütün kasveti ve karanlığı ile filme yansıtır. Anadolu kırsalında küçük bir kasabada mutluluk adına çok az şey görürüz. Darbe ile ülkenin bütün atan damarları kesilmiş ve her şey de geriye dönüş vardır. Sürekli kapalı bir hava takip eder bizi, sokak ortasında yatan cesetler, gazetelerde ölüm haberleri eksik değildir. Bununla birlikte gecikmeli Ankara treni ile gelen kadından sonra akan zaman perşembe salı gibi gün bilgileri ile birlikte Zebercet’in iş sesi ile zaman algımız sürekli canlı tutulur. Ayrıca Cumhuriyet Bayramı kutlamaları, mahkeme ifadelerinde de sürekli tarih vurgusu ile akan zamanı anlıyoruz.

Zebercet karakteri için Macit Koper’den başkasını düşünmek imkânsız olurdu sanırım. Hem fiziki hem de ruhen Zebercet karakteri ile birleşen ve hiç düşmeyen bir rolde izliyoruz. Ortalıkcı kadın olarak izlediğimiz Serra Yılmaz içinde aynı şeyi söyleyebiliriz. Türkiye sineması adına bir liste yapılsa mutlaka adı geçecek olan Anayurt Oteli’ni MUBİ üzerinden izlemeniz mümkün.

TRT, Kitapların Dünyası bilgili ölümünün videosu(1)