Fransız sinemasının kendine münhasır ismi Michael Haneke, bu sefer kendi halinde bir aileye musallat olan iki psikopat genç üzerinden bizi rahatsız ediyor.

Michael Haneke, sinema çekme işine televizyon da başlar… 10 yıl boyunca televizyon için filmler üretir. Haneke, yaptığı bu işlerin hiç bir zaman sanat olduğunu kabul etmez… televizyonda bütün her şey ticari bir oluşum üzerine kurulmuştu, seyircinin istekleri ön planda tutulur, sanatçının yaratıcılığı ve söyleyecek sözleri ise baltalanır… Haneke 1989 yılında “kent üçleme” sinin ilk filmini geçerek sinemaya geçti… medya ile arasında her zaman bir mesafe oldu, 10 yıldır yapamadıklarını sinema ile yaptı ve bunların merkezi ne de çoğu zaman medyayı koydu…Michael Haneke’nin 1997 yılında çektiği Funny Games işte bu medya ve bunun insanlara verdikleri ya da vermedikleri ilgiliydi. medya ve sinema filmleri bizim şiddeti içimize sindirmemizi istiyordu. dünyanın bu en doğal olgusunu bizden uzak tutuyordu. çünkü bütün filmler de şiddete maruz kalanlar hep fahişeler, keşler, dilenciler oluyordu… eğer bizler karanlık sokaklardan geçmezsek, semtin güvenli bir yerinde oturursak, yaşadığımız ülkede savaşlar yoksa, gece yarılarında sokaklarda gezmezsek, pencelerimiz demirli, kapılarımız çelikten ise şiddet bize uzaktır… Şiddete bizler sebep oluyoruz, eğer ondan uzak durursak o da bizden uzak durur. ve sonunda şiddeti uygulayanlar mutlaka cezalarını çeker… Haneke, dünyanın hiçte böyle toz pembe olmadığı söylüyor. şiddet her an her yerde uygulanıyor ve bunu işleyenler hiç te cezalarını çekmiyor… günlük hayatımız bir yerinde bir çok insan birisine şiddet uyguluyor, ya da uygulamak için can atıyor. işte böyle bir dünya da nasıl olur da şiddet bize bu kadar uzak durur.
Funny Games, bir çok tarafı ile Kubrick’in A Clockwork Orange benzetilebilir… İki filminde ana konusu şiddettir. üstelik bu şiddetin bir sebebi yoktur. A Clockwork Orang’de ki Alex ve çetesi ile Funny Games’de ki Paul ve Peter’in uyguladığı şiddet bir sebep üzerine kurulu değildir ve aynı psikopat tavra sahip insanlardır. A Clockwork Orange’de bir gelecek zamanda söz edilir. bu zamanda insanların en büyük ihtiyacı güvenliktir. insanlar büyük evlerinde, yüksek duvarların arkasında, kendileri koruyan köpekleri ile yaşarlar… funny games’de ki anna ve georg’da üst orta sınıfa dahil, kültürlü ve iyi eğitimli insanlardır… bir hafta sonu tatili için on yaşında ki çocukları ile birlikte bir göl evine doğru yol alırlar. göl evi otomatik çitlerler korunan, harekete duyarlı güvenlik sistemleri ve kendileri koruması için besledikleri köpekleri ile birlikte güven içinde bir yerdir… belki de onlara anlatılan budur. hafta sonu bütün düşünceleri göl de tekne keyfi yapmak, golf oynamak ve barbeküden ibarettir.
kapıya yumurta istemek için iki gençi içeri almak onlar için bir problem oluşturmaz. çünkü bunlar beyaz elbiseler içerisinde, gayet temiz ve iyi insanlardır… onlara bu öğretilmiştir. bu tipler akıllarda ki kötü insan tipine hiç mi hiç uymamaktadır. bundan sonra sebepsiz bir oyun, bir gösteri başlar. bir birinden ilginç oyunlar (köpekle oynanan sıcak-soğuk, körebe gibi…) başlar. film de haneke her an seyirciyi de filmin içerisine sokmayı başarır. paul sürekli olarak kamera bakarak konuşması onay alması bunlara sadece örnek teşkil eder. bir yerde georg’un “neden bizi öldürmüyorsun” sorusuna paul, “burada uzun metraj bir film çekiyoruz, bunun hemem bitmesini mi istemezsin. seyirciye soralım bakalım nasıl bir son istiyorlar.” burada seyirci olaya mücadele etse, herhalde mutlu bir son isterdi… çünkü en klişe korku filminde bile canavar, iblis, yaratık ya da kötü karekter cezasını bulmuştu, burada da olması gereken buydu.haneke’nin zaman zaman en masun çocuk oyunlarını alıp birer şiddet aracına dönüştürmesi, anna’nın kusursuz fiziği ile yapılan alaylar bize medyanın öğrettiği şeyleri terse çıkarıyordu. şiddeti o kadar çok içimize sindirmiş insanlardık ki, günlük olan trafik kazaları, cinayetler, kaçırmalar, intiharlar bize çok uzak konulardı. çünkü bizler televizyonda bunları izlerken çocuklarımızla yemek yiyor ya da çay içebiliyorduk.. ya da maçlarda insanların birbirlerine girmesi, çocukların oyunlarda sağa sola ateş açması, dizilerde şiddetin en alt seviyelere indirgenmesi ve bunların hepsi şiddeti bizim bir parçamız kılıyor ama niye de kendimizi güvende hissetiyorduk… paul ve peter, belki de bu şiddet dünyası içerisinde yaptıkları bu işi doğal, sıradan görebiliyorlardı… çünkü onlar körebe oynuyor, bahse giriyorlardı… ama bunlar zaten hayat da vardı. bunun ne gibi bir kötü yani olabilirdi ki… peki anna ve georg şimdi neden korkuyorlardı… bunlarda yemek yerken ana haberlerde bu şiddete her zaman yaşıyorlardı… fark şimdi şiddetin uygulandığı kişiler ve zamandı…
böyle bir filmin en mutlu, mesut bitmesi gerekiyordu ama öyle olmadı…. seyirciye kazanma hissini verip sonra hiçte adil olmayan bir şekilde onların elinden alınmıştı… kötüler hayatta kalmıştı ve devam ediyorlardı… belki bu sefer yumurta istemek için sizin kapınızı çalıyorlardı..
michael haneke, 2007 yılında ilk filmin onuncu yılında funny games’i ikinci kez çekti. bu durum haneke için pek de alışıldık bir durum değildi. çoğu yönetmen bunun için can atabilirdi ama haneke tavizleri olmayan bir yönetmendi. haneke bu durum şöyle için; “funny games’in ana kitlesi amerikan halkı, medyası ve sinemasıdır. ama film yeterince amerika’ya ulaşmamıştı ve bu iyi bir fırsattı.” haneke tamamem aynı kadraj ile kare kare ikinci filmi çekti… filmin amerika da daha çok yere ulaştı ve beğenilmedi.. bazıları haneke’yi seyirciyi deney hayvanı gibi kullanmakla suçladı… zaten bütün medya, sinema filmleri bizi kobay gibi kullanmıyor mu? neden bazı şeyler yüzleşmek bize zor geliyor ve onları elimizin tersi ile itiyoruz.
